Duygusal Zekâ
Yazar: Klinik Psikolog Elçin MERİÇ

 

DUYGUSAL ZEKÂMIZA VÜCUDUMUZ CEVAP VERİYOR


Kendi duygularınızın ne kadar farkındasınız? Hissettiklerinizi ne kadar anlamlandırıp, aktarabiliyorsunuz? İletişim halinde olduğunuz bireylerin duygularını ne kadar algılayabiliyorsunuz? Algılayabildiğinizin ne kadarını işe yarar bir şekilde iletişimin yararına kullanabiliyorsunuz?

İşte bu soruların cevabını bulma isteği “duygusal zekâ” kavramının doğmasına neden olmuştur.

Zekâ kavramı, bilim dünyasının ilgisini oldukça çeken ve üzerinde birçok tanımın yapıldığı bir kavram olmuştur. Bilim insanları zekâyı irdeledikçe, zekânın birçok dalı olduğunu ve başta duygusal ve sosyal zekâ olmak üzere uzantıları olduğunun farkına varmışlardır.

Duygusal zekâ, sosyal zekânın bir türü iken; daha çok duygusal sorunları çözme üzerine odaklanır. Sosyal zekâ ise; sosyal, politik problemlere odaklanır.

Bireyin sahip olduğu duygusal zekâ, duyguları yönetme kapasitesini ve olaylara karşı verdiği tepkiyi etkilediği için diğer zekâ türlerinden daha önemli bir yere sahip olmuş ve bundan dolayı üzerinde daha çok araştırma yapma isteği doğmasına neden olmuştur.

Duygularımız tehlikeli durumlar, kayıp, zorluklara karşı bir hedefe doğru ilerleme, bağlanma ve bir aile kurma gibi yalnızca akıl ile karar verilemeyecek durum ve görevlerde yol göstericidir.

Aslında tüm duygular harekete geçmemizi sağlayan dürtülerdir. Vücut ve zihnin yeni keşfedilen yöntemlerle incelenmesi ile bilim insanları keşfettiler ki her duygunun bedende farklı bir yansıması ve farklı fizyolojik detayları vardır. Örnek vermek gerekirse;

Öfke hissettiğimizde, bir insana zarar vermek için gerekli olan plana daha kolay ulaşır ve bu planı gerçekleştirebilmek için adrenalin gibi hormonların salgılanmasıyla daha kuvvetli harekete geçebiliriz.

Birey bir tehdit algıladığında korku hissetmesiyle vücut daha kolay kaçabilmek için bacaklarımızdaki kaslara kan pompalar.

Sevgi, sevecen duygular ve cinsel tatmin, parasempatik uyarılmayı sağlar, bu durumsa korku ve öfkede karşılaştığımız “savaş ya da kaç” durumunun fizyolojik göstergesidir.

Şaşkınlık duygusunu beklenmedik durumlarda yaşarız. Şaşırınca kaşlarımız kalkar, böylece gözlerimiz daha çok açılır ve retinaya daha çok ışık girer, bununla birlikte birey etrafında olup bitenlere daha çok hâkim olmak için bu fizyolojik tepkiyi gösterir.

Üzüntü hissettirecek bir olay ya da durum yaşadığımızda enerjimiz azalır, metabolizmamız yavaşlar ve içe kapanırız. Bu durağanlık, farkındalığımızı arttırmak, durup olayları yeniden gözden geçirmek ve değerlendirmek için bize zemin hazırlar. Böylece bu düşüşten sonra enerji artışı başladığında yeni tecrübeler ve bilgilerle bir sonraki yaşantıya daha hazırlıklı oluruz.

Böylece duygusal zekâ bize sadece duygular ve iletişim anlamında değil, vücudumuzda olup bitenlerle de cevap verdiğini dikkatle bakarsak görebiliriz. Duygusal zekâmızın varlığı sadece iletişimimiz için değil aynı zamanda hayatta kalmak, yaşantıları deneyimleyip tecrübelere dönüştürmek için oldukça anlamlıdır.

Zekânın sadece bir matematik sorusunun cevabında olmadığını unutmayıp, ruhumuzun ve zihnimizin bize söylediklerine kulak vermek dileğiyle.

 

KAYNAKLAR

1- Mayer, J. D., Geher, G. (1996). Emotional intelligence and the identification of emotion. Intelligence, 22(2), 89-113.

2- Goleman, D. (1995). Duygusal Zekâ/Neden IQ’den Daha Önemlidir?. (çev. Banu Seçkin Yüksel). Varlık/Bilim Yayınları, İstanbul.

© 2018 Bilim Kuşu dergisi Her Hakkı Saklıdır.

Dergimizde yayınlanan makaleler açık kaynaklı olup yasal bir telif söz konusu ise lütfen bize bildiriniz.

Sitemizde ve dergimizde yer alan tüm yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

Sosyal medyada bizi takip edin.

Tasarım ve Uygulama: Memsidea