Neden GDO'dan Korkmamalıyız?
Yazar: Biyolog Talap TALAPOV

 

20. yüzyılın sonu 21. yüzyılın başı doğa bilimlerinin çok hızlı geliştiği zamanlardır. Biyolojide çığır açan birçok icat ve keşif 20. yüzyılda gerçekleşmiştir. Watson-Crick tarafından DNA yapısının keşfi, biyoloji alanında genetik ve moleküler biyoloji dallarının gelişimini hızlandırmıştır ve biyomühendislik ayrı bir dal olarak ortaya çıkmıştır. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), biyolojinin yeni dalı olan biyomühendisliğin bir ürünüdür. Moleküler tekniklerle, arasında bağlantı olmayan 2 farklı organizmanın genetik materyallerini birleştirerek yeni genetik yapıya sahip organizmalar ortaya çıkmaktadır. En ünlü örneklerin birisi insülin hormonunu üreten bakteri. Diyabet hastalığına sahip milyonlarca insanın hayatını kolaylaştıran bu hormon, kolaylıkla bakteride üretilmektedir. İnsanda insülin hormonunu kodlayan gen bölgesi aktarılan bakteri insülin fabrikası olmuştur. Peki genetiği değiştirilmiş hayvan veya bitki bu kadar yararlı olabilir mi? İnsan nüfusunun giderek artmasına paralel olarak besin kaynaklarının da artması lazımdır. Tarım alanlarının genişletilmesi ve büyük baş hayvanların sayısının arttırılması yerine kalite arttırılması daha kolay ve elverişli değil midir? Doğru cevabı olmayan göreceli soruların birisi de budur aslında.

 

Gelişmekte olan birçok ülkede 670.000 çocuk A vitamini eksikliğinden ölmektedir ve 500.000 çocuk kör olmaktadır. Altın pirinç bu sorunu çözmek için geliştirilen GDO’dur. Tanesinde A vitaminin öncü maddesi olan beta-karotene sahip olan GDO’dur. Normalde pirinç tanelerinde beta-karoten sentezlenmez. Altın pirince bakteriden elde edilen 3 gen aktarılmıştır ve bir bardak altın pirincin günlük A vitamini ihtiyacının yarısını karşıladığı bilinmektedir. GDO’nun yararları ile ilgili birçok örnek verilebilir. Aynı anda GDO’dan uzak durmayı tercih ediyoruz. İnsanlarda korkuya neden olmasının sebepleri nelerdir?

İnsanların korktuğu noktalara tek tek bakalım:

Gen aktarımı sırasında kullanılan antibiyotik dayanıklılık genlerinin GDO’da kalıcı olması, çevreye geçme ve insan patojenlerine geçme olasılığı.

Aktarılan genin doğal popülasyonlara geçerek doğanın dengesinin bozulması.

Aktarılan genin GDO’da mutasyona sebep olması ve mutasyon sonucunda insana ve çevreye zarar veren bileşenlerin yayılması.

En son olarak da aktarılan genin insana geçerek negatif etki yaratması.


Peki bu endişeler gerçek olabilir mi? Bu konuyla ilgili 2002-2012 seneleri arasında 1700’den fazla araştırma makalesi yayınlanmıştır.

 

İlk noktamız antibiyotik dayanıklılığıdır. Antibiyotiklere dayanıklı bakterilerin ortaya çıkması normal bir süreçtir. Giderek artan antibiyotik kullanımına karşın bakteriler de kendilerini değiştirmektedir. Bilim insanlarının GDO’da kullandıkları dayanıklılık genleri zaten doğada ve toprakta bulunan bakterilerden elde edilmektedir. Bununla beraber GDO’da bulunan bu genin laboratuvar koşullarında topraktaki bakterilere geçme olasılığı milyarda bir ise, doğada neredeyse hiç görülmemiştir.

 

İkinci noktamız doğal populasyonlara yayılması ve ekolojik dengenin bozulması. Bu tür sorunları gidermek için GDO üretilen tarım alanları sıkı kontrol altında tutulmaktadır ve bazı durumlarda bitki veya hayvan kısırlaştırılabilir. Kısırlaştırılan organizmanın geni doğaya aktarma olasılığı neredeyse hiç yoktur.

 

Üçüncü noktamız mutant protein veya DNA’nın insana zarar vermesi. Dünyada üretime sunulan her GDO en az 3 ay hücre kültüründe ve daha sonra en az 3 ay deney hayvanlarında test edilmektedir. Birçok deneme sonucunda bir tek negatif sonuç bile GDO’nun piyasaya sunulmamasına ve yasaklanmasına neden olabilir.

 

Son olarak dördüncü noktamız direk insana zarar vermesi. Protein ve DNA ısıya dayanıksıdır ve yüksek sıcaklıklarda bozulmaktadırlar. Pekala insan tükettiği yemeği pişirirken biyopolimerleri bozmaktadır. Bu işlem midede ve bağırsakta devam etmektedir. Transgenin insana bozulmadan geçmesi ve negatif etkinin oluşabileceği konsantrasyona ulaşma olasılığı sıfıra yakındır.

 

GDO insan toplumunu açlıktan ve hastalıklardan koruyan bir teknolojidir. Yeni bir teknoloji olmasına rağmen birçok alanda kullanılmaktadır. Bu teknolojiden faydalanmak veya tarihte başarısız bir eser haline getirmek bize kalmıştır. Bu teknolojinin gelişmesi ve tamamen kabul görmesi zaman gerektirir. Peki bu zaman bizde var mı?

© 2018 Bilim Kuşu dergisi Her Hakkı Saklıdır.

Dergimizde yayınlanan makaleler açık kaynaklı olup yasal bir telif söz konusu ise lütfen bize bildiriniz.

Sitemizde ve dergimizde yer alan tüm yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.

Sosyal medyada bizi takip edin.

Tasarım ve Uygulama: Memsidea